Haber Detayı
01 Mayıs 2019 - Çarşamba 11:09
 
İnsan Neden Sağcı Olur?
Yüzyıllardır insanoğlu hüküm sürdüğü yeryüzünde ideolojik bir girdabın içinde ve bu durum felsefi anlamda sağ-sol kavramlar olarak karşımıza çıkıyor. Peki insanoğlu neden en kolayına kaçıp sağcı veya zor olana yönelip solcu olur? Bu soru ''Politik Psikiyatri'' adlı eserde ele alınmış.
Bilim Haberi
İnsan Neden Sağcı Olur?

Yüzyıllardır insanoğlu hüküm sürdüğü yeryüzünde ideolojik bir girdabın içinde ve bu durum felsefi anlamda sağ-sol kavramlar olarak karşımıza çıkıyor. Peki insanoğlu neden en kolayına kaçıp sağcı veya zor olana yönelip solcu olur? Bu soru ''Politik Psikiyatri'' adlı eserde ele alınmış. 

 

Her şeyden önce sağcılık ve solculuk gibi kavramların eskisi kadar net olmadığını belirtmek gerekir. Sağcılık son yirmi-otuz yılda gücünden pek bir şey kaybetmedi, ama sol hayli kaybetti.

 

O yüzden sağ, solun içine doğru iyice yayıldı. Öte yandan sol, ideal anlamda sol olmayı bir türlü başaramadı. Başka deyişle, her zaman emekten yana tavır almayı, aydınlanmadan yana ve insandan yana tavır almayı beceremedi, katılımcılığı ve demokrasiyi kendi içinde hayata geçiremedi. Tutuculuktan çoğu kez kurtulamadı. Öte yandan, tutuculuktan kurtulmayı hedefleyen biçimleriyle liberalizme ve onun da ötesinde sağa kaydı. O yüzden, bugün solcu bir partinin sağ tavırlarını görmek ve solcu bir kişinin bağnaz, tutucu tavırlarıyla karşılaşmak artık hiç şaşırtıcı değil. Yine de sağcı ve solcu bireyi bugün hâlâ tümüyle aşılamamış kavramlar bağlamında birbirinden ayırt etmeyi sağlayan belirgin nitelikler geçerliliğini koruyor.

 

Sağı belirleyen nitelikler nelerdir diye düşündüğümüzde onların kendi kendilerini tanımlamalarından yararlanabiliriz. Tüm dünyada muhafazakârlık (tutuculuk) aşağı yukarı sağcılıkla eşanlamlı kullanılmakta. Muhafazakârlıktan kastedilen, toplumsal yapının ve kültürün, olduğu gibi korunmasıdır. Bu da gelenekçilikle birlikte yürür. Sağ, genelde toplumlarda yerleşik olarak bulunan değerlerin üstünde şekillenir, onlardan güç alır.

 

Geleneksel yapıların başında dinsel yapılar gelir. Sağcılar genellikle dindardır veya en azından siyaseten dine saygılıdır. Milliyetçilik sağın öteki önemli ayağıdır. Buradaki milliyetçilik, sınır, bayrak ve vatan milliyetçiliğidir daha çok. Sağ milliyetçilik ekonomik bağımsızlıkla fazla ilgilenmez, bunun ötesinde eğer ülke geri bir ülkeyse ülkenin emperyalist bir devletin ya da devletlerin yarı sömürgesi olması onları rahatsız etmez, dahası, destekledikleri sağ partiler-hareketler bu ilişkilerin örgütleyicisi ve hâkimi konumundadırlar.

 

Sağ, statükodan yanadır. Bu, sınıflı toplumlarda sınıf konumlarının devam etmesinden yana tavır almayı gerektirir. Sağcılar insanların eşitsizliğine inanırlar. Toplumda zenginler ve güçlüler varsa, mevcut zenginliğe ve güce saygı gösterilmelidir. Zenginliğin ve gücün miras yoluyla alttaki kuşaklara geçmesi ve dolayısıyla, bazı insanların doğuştan zengin ve güçlü olmalarının da onlar açısından bir sakıncası yoktur. Durum, ilahi adaletin ve insan tabiatının bir gereğidir, onu bozmaya yönelik girişimler ilahi sisteme ve insan tabiatına aykırıdır. Zaten insanlar yeterince yetenekliyseler çok fakir ailelerden gelseler bile güce ve zenginliğe erişebilirler. Adalet de işte bu yolla sağlanır. Bu dünyada sağlanmazsa tevekkül edilmelidir, öbür dünyada muhakkak sağlanacaktır. Yoksullara elbette yardım edilmelidir, ama herkesin eşit olmasını savunmak, zenginliği ortadan kaldırmak, ilerlemeyi durdurur, anarşiye yol açar.

 

Sağ, genellikle mevcut sistemin, kapitalist ya da feodal etkili kapitalist yapının korunmasından yanadır. Sağı belirleyen başka bir önemli nitelik de sola karşı olmasıdır. Solun en uç şekli komünizmdir. Sağ, bir yerde kendini sola ve komünizme karşı olmakla tanımlar, konumlandırır. Onlara göre sol, geleneksel değerlere saldırıdır. Milliyetçiliğin ve dinin erozyonudur. Eşitlikçilik adına popülizmdir. Daha ileri şekilleriyle zengin düşmanlığıdır. Zenginlere düşmanca tavır göstermek zenginliği yaratan zenginler olduğu için ülkeyi fakirleştirir, geriletir. Eşitlikçilik adına hak etmeyenler, tembeller, yeteneksizler zenginlikten hak etmedikleri paylar almaya başlarlar ve anarşi doğar.

 

Solculuk geleneksel yapılar kadar, ahlakı da bozar. Zıpçıktılık, züppelik, terbiyesizlik, sorumsuzluk solcularda görüldüğü kadar sağcılarda da görülür, ama sağcılar bunları hep solun hesabına yazma alışkanlığındadır; ahlakça düşük kişiler apolitik, hatta sağcı bile olsalar bu, sağın, geleneksel değerlerin kabahati değildir, geleneksel değerlerden ayrılmanın sonucudur.

 

Bir insan neden sağcı olur peki? Aşırı sağcı olmanın dinamiklerini başka bir bölümde inceleyeceğimiz için burada genel bazı özelliklerden söz edebiliriz. Aşırı sağcı, aşırı solcu veya siyasi ya da toplumsal olarak aşırı bilmemneci olmak, genellikle güçlü bir genetik yatkınlığı gerektirir. Başka deyişle, siyasi akımlarda aşırılığı seçmek daha çok, kişideki genetik eğilimler doğrultusundadır. Ancak, aşırı boyutlarda değil de ılımlı boyutlarda siyasetçi olmak ya da ılımlı ölçülerde bir siyasi akımın destekçisi bulunmak noktasında genetik etkilerin daha az önemi vardır. Çünkü, kural olarak kuvvetli bir genetik eğilim, çevre koşulları ne olursa olsun kendini büyük olasılıkla gösterir. Ama sıradan genetik eğilimler çevre koşullarıyla yoğrularak daha sıradan biçimlerde ortaya çıkarlar ya da çıkmayabilirler.

 

Yine de sağcı olmanın genetik yapısını şöyle açımlayabiliriz:

Her şeyden önce genetik gerçekliği ciddiye almayan ve ciddiye aldırmamak isteyen çevrelerin karikatürleştirdikleri gibi değildir durum. Şunu söylemek istiyorum: İnsanda sağcılık veya solculuk geni bulunmaz, böyle bir şey yoktur. Genetik etkinin önemine işaret edenler hiçbir zaman böyle bir şey iddia etmezler. İnsanda çoğu zaman çok somut birçok eğilimin-davranışın bire bir genetik karşılığı bulunmaz. Çoğun birçok basit ve birbirinden ayrıştırılabilir davranış ve eğilimlerimize bile, birden çok, belki onlarca genetik emrin artı veya eksi doğrultuda yapmış olduğu yüklemeler yön verir. Konumuza dönersek, insanı sağcı yapan tek bir gen yoktur. Sağcı yapmayı kolaylaştırıcı belki yüzlerce genetik kodun belirlediği belli başlı kişilik özellikleri vardır.

 

Kişi, çocukluğundan beri kendine verilen bilgilere, değerlere ne ölçüde sorgulayıcı yaklaşıyor, ne derece itirazcı, ne derece isyancı? Ergenlik dönemiyle birlikte geleneksel değerleri, hazır bilgileri ne kadar kendi akıl süzgecinden geçirmeye eğilimli? Mizacı uysal mı, inatçı mı, uyumlu mu, didikleyici mi? Tüm bu özellikler doğrultusunda kişi geleneksel değerlere ve geleneksel toplum yapısına ne kadar sevgi-saygı duyuyor, ne kadar ondan nefret ediyor?

 

Tahmin edileceği gibi sağ görüşlü kişiler başka alanlarda kişisel ilişkilerde isyancı, sorgulayıcı olsalar bile toplumsal ve siyasi konularda sorgulayıcılıkları, isyancılıkları çok az gelişmiş ya da hiç gelişmemiş bireylerdir. Çoğunluğa, geleneksele, tarihsel olana bağlılık özellikleri kuvvetlidir. Otoriteye itaat duyguları (kişisel temelde, kültürel-soyut anlamda) solculara göre daha güçlüdür.

 

Daha tutucudurlar, yeniliklerden, değişimlerden endişe duyarlar. Ahlakları sorgulayıcı olmayan, kişiye az inisiyatif bırakan geleneksel ahlaka yakındır. Statükonun korunmasından yanadırlar. Sorunlar çok ağırlaşsa bile geleneksel güçlerin, baştaki büyüklerin onu çözeceğine güvenirler ya da Tanrı’nın, kendilerine bir şekilde yardım edeceğine... Akıldan çok, inançlara bağlanırlar.

 

İnsanlardan ve toplumlardan, fazla değişmelerini beklemezler, onların, içlerindeki gücü bulmaları yeterlidir ya da Tanrı’ya sığınmaları, bu da iyilik getirecektir. Sol, insanları ve toplumu değiştirmeye çabalar, sağsa onu korumaya.

 

Temel genetik eğilimler bunlardır. Bu yüzden, sağcı olmak kolaydır. İnsanın kültürü ve çevre etkileri olmasa büyük çoğunluğuyla doğal eğilimi sağcı olmak doğrultusundadır. Gerçekte görülen de budur.

 

Sağcı olmayı çevresel etmenler de kuvvetle belirler. Çevresel etmenler denilince en başta aile gelir. İnsanın babası, annesi, kardeşleri, yetiştiği yakın aile çevresinin benimsediği siyasi değerler ya da belirgin bir siyasi değer görülmese bile kültürel değerler, kişinin daha sonraki siyasi görüşlerinin ortaya çıkışında önemli etkileyicidir. Kişi, yaşamı boyunca, ama özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde ve daha sonra ilkgençlik döneminde bazı insanları kendine model alır. Model kişi, çocuğun veya gencin gözünde değerli, saygın veya sevilen bir kişidir, güçlüdür, etkileyiciliği vardır (karizma sahibidir). Model kişi eğer bir siyasi eğilim taşıyorsa etkilenen kişi aynı siyasi eğilimi benimser. (Etkilenen, aynısını benimsemese bile sonradan belirleyeceği siyasi eğilimi üstünde etkileyen, bilinçli olarak algılanabilen ya da hiç algılanamayan etkilerde bulunur.) Kişinin yetiştiği ortamın tüm baskın etkileri de kişinin siyasi eğiliminde az ya da çok rol oynar. Okulu, öğretmenleri, arkadaşları vs. Genellikle çocuğa ilk yaşlardan başlayarak milliyetçi ve dinsel temalarda açık ya da gizli bir propaganda yapılır. Çocuğa hangi ülkede hangi devletçe, hangi çevrece verilirse verilsin ilk öğretilenler genellikle tutucu değerlerdir. İnsandan, doğduğu ve yetiştiği topluma karşı vefa ve sadakat istenir. Yerleşik değerlere, yerleşik ahlak kurallarına ve yasalara uyum gösteren uygun bir vatandaş olması, dahası, kendi toplumu için kendini feda edebilecek bir özveri göstermesine yardım edecek kültürel değerleri benimsemesi istenir.

Bunların hemen hepsi çocuğa ilk yıllardan başlayarak yoğunlaştırılmış düzeyde sağ propaganda yapılmasından başka bir şey değildir. Zaten insanın genel eğilimi değişime karşı koyma ve statükoyu korumaksa, bir de yapılan bu genel tutucu eğitim, propaganda ve çevre koşulları onun sağ eğilimlerini daha da güçlendirir. Genel durum böyle seyretmekle birlikte hem genetik anlamda hem de çevresel etmenler bakımından söz ettiklerimize ters durumlar da yaşamda karşımıza sıklıkla çıkar.

 

İnsan Neden Solcu Olur?

Burada da öncelikle genetik etmenler söz konusudur. Kişi, geleneksel aşırı dinci bir ailede de yetişse onun solcu olmasını sağlayacak genetik eğilimleri çok baskınsa o insan solcu biri haline gelir. Yineleyeceğim: Belirgin ve kuvvetli genetik eğilimler çevre koşullarından çok az etkilenir. Ama biz burada daha çok, sıradan insanlardaki belirgin olmayan genetik eğilimleri de incelemek durumundayız. Belirgin olmayan, çok kuvvetli olmayan genetik eğilimler çevre koşullarından daha fazla etkilenir. Burada genetik eğilim derken, yineleyecek olursak, genetik olarak kişiyi solcu yapan herhangi bir genin bulunmadığını belirtmek zorundayız. Ama kişide ilk bebeklik dönemlerinden başlayarak belirginleşen kimi kişilik, mizaç ve akıl yürütme özellikleri kişiyi genetik olarak sola yönlendiren bir nitelik gösterirler.

 

Sol demek, solculara göre kabaca emekten, yoksuldan, ezilenden yana olmaktır. Solculuk insanın eşitliğini savunmayı, eşitliği bozan durum ve kurallara karşı durmayı gerektirir. Solcular toplumsal ve ekonomik konumları ne olursa olsun ezilenleri, yoksulları daha çok düşünen insanlardır. Eşitlik ve toplumsal adalet duygularına daha çok önem verirler. Elbette genetik nitelik düzleminde solculuğu belirleyen tek etmen bu değildir.

 

Sağcılarda da merhamet duyguları ve yoksullara acıma söz konusu olabilir. Ama solcularda bunun ötesinde bu yoksulluğa yol açanın toplumsal düzen, benimsenen kültür ve değer yargıları olduğuna dair kendiliğinden bir bilinç de bulunur. Yine küçük yaşlardan başlayarak kendini gösteren sorgulayıcılık, her öğretileni hemen benimsememe, toplumsal anlamda yaygın kabul edilen değerlere bir karşı çıkış ve isyan mizacıyla birliktedir az önceki nitelikler. Solculuğu belirleyen etmen genetik anlamda karşı olmak ve süregidenden değişik olmak özellikleridir.

Bu, çoğu kez yanlış anlaşıldığı ya da birbiriyle karıştırıldığı gibi her zaman temel bir ahlak duygusundan, başka deyişle, solculuğa yol açan temel bir ahlaki eğilimden kaynaklanmaz.Yoksulluğa karşı çıkış, yoksullardan yana olmak ve toplumsal eşitlik istemek elbette güzel bir ahlaki değerdir, ama tek başına kişiyi ahlaklı ya da erdemli kılmaz. Başka deyişle, her isyancı erdemli değildir. O yüzden, genetik anlamda temel bir muhalefet duygusu isteyen solculuk, ahlaki anlamda veya erdemler açısından temel bazı genetik eğilimleri illa ki içermez. Genetik olarak solculuğa eğilimli, başka deyişle, genetik anlamda toplumsal değer yargılarına karşı çıkışı göze alabilen akıl yapıları taşıyan kişi, erdemi oluşturan veya temsil eden başka birçok özelliği genetik anlamda yüklenmemiş olabilir. (Kararlılık, tutarlılık, dürüstlük, özgeçicilik, gerçek adalet duygusu, gerçek insan ve emek saygısı eğilimleri gibi.) İşte, insanların çoğunu olmasa bile, önemli bir bölümünü genetik anlamda solcu yapan özelliklerin, onları gerçekten erdemli ve iyi insan yapan özelliklerle her zaman bir arada bulunmaması, güzel söylemlerine karşın solun da çoğu durumda sağdan farklı bir niteliğe ulaşamamasına yol açar.

 

Solculuğa neden olan etmenlerin öbür yanında çevresel etmenler görülür. Elbette öncelikle kişinin aile çevresi, yetişme çevresi, içinde yaşadığı kültür, arkadaşları, model aldığı insanların genel yaklaşımları... İşte, solu çoğu kez soldan uzaklaştıran etmenlerin ikinci ayağını da bu çevresel etmenler oluşturur. Birçok kişi, ailesi, anası, babası solcu olduğu için ya da mahallesinde, köyünde, okuduğu okulda solcular güçlü göründüğü için ya da yalnızca mezhepsel özellikleri nedeniyle (Türkiye’de Alevilerin genellikle solcu olması gibi, İrlanda’da ve pek çok ülkede buna benzer durumlar vardır,) solcu olurlar, onların solculuğu da toplumsal bir kabul görme, kimlik bulma, yer edinme solculuğu, bir çevre ve alışkanlık solculuğudur, dolayısıyla, onlarda gerçek anlamda isyankârlık ve sorgulayıcılık, yerleşik değerlere gerçekten karşı olma tavırları bulunmayabilir.

 

Değişik nedenlerle milliyetçi duygulara karşı duygular besleyen ve aynı şekilde baskın dini eğilimlere tepkisel duygular gösteren gruplar içinde de çevresel etkenle solculuğa yönelenler yaygın görülür.

 

Ancak, bilindiği gibi, sosyalist ülkelerde solculuk diye bir kavram yoktu. Orada solcu demek, bir tür sol sapmayı, yani kötü bir şeyi ifade ediyordu. Sosyalist ülkelerde yerleşik solcu düzene geçişle solun tümüyle sağa kayması, sol ve sağ kavramlarını bulandıran gelişmeleri başlattı. Bu ülkelerde yaşayan komünist-sosyalist partilerin üyeleri ve yandaşları statükoyu koruyan sağcılara dönüştüler. Onların, kapitalist sisteme ve o sistemin başta ABD olmak üzere, temsilcisi durumundaki güçlü ülkelere karşı olmaklıkları tablonun niteliğini değiştirmedi. Sosyalist ülkeler ve onların değişik ülkelerdeki yandaşları dış ve iç politikalarında ve ideolojilerinde açıkça sağcı sayılacak yönelimlere girdiler ve bunları sosyalizmin-komünizmin yönelimleri olarak gösterdiler. Bu da kişisel temelde “sağcı” veya “solcu” olmanın kişiliksel özelliklerini iyice karıştırdı.

 

Öte yandan, Batı Avrupa ve dünyanın birçok yerindeki solcu ve sosyal demokrat partiler (Sosyalist Enternasyonal partileri başta olmak üzere) mevcut sistemin devamından yana tavırları iyice benimsediler ve onların yüz milyonlarca yandaşı da aynı çizgiyi izlemekle, yoksullara yalnızca acıyan ama onlara yönelik görece iyileştirmeler dışında fazla bir şey önermeyen, vicdanları pörsümüş solculara dönüştüler ve solculuk kavramı böylece, psikolojik anlamda iyice belirsizleşti.

 

Bugün, kişisel anlamda solculuğun ortak özelliği nedir, diye sorulsa verilecek çok anlamlı yanıtlar yoktur. Kala kala pek az şey kalmıştır. Aşırı dindar olmamak, başka deyişle, dine inanılsa bile laiklikten yana tavır almak özelliği söylenebilir, ki bu bazı sağcıların da tutumudur. Başka bir özellik olarak sosyal adaletçi (yoksulları az çok gözeten) bir tutum almak denilebilir, ki o da bazı sağcıların benimsediği bir değerdir. Herhalde en büyük farklılık soyut plandadır. Komünistlere, devrimcilere, eski kuşaklardan olsun bugünden olsun, duygudaşlık hmek veya hmemek planında... Sağ ile sol arasındaki siyasi farklılıkların azalması psikolojik boyutta kişilik yapıları bakımından yirmi otuz yıl önceki farklılıkları da azaltmıştır.

Kaan Arslanoğlu – 2003

Politik Psikiyatri adlı kitaptan alınmıştır.

 

 

Kaynak: Editör:
Etiketler: İnsan, Neden, Sağcı, Olur?,
Yorumlar
Haber Yazılımı UA-45601042-03